İçerisinde bulunduğumuz 18 Mayıs tarihi Dünya çapında Uluslararası Müzeler günü olarak kutlanmaktadır. Türkiye geneline bakıldığında da, Türkiye'yi bir açık hava müzesi olarak adlandırmak, hatta ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin mirasları da düşünüldüğünde Türkiye'nin gerçek bir zaman makinesi olduğunu iddia etmek hatalı olmayacaktır. Özellikle İzmir, tarihsel olarak bir yerleşim yeri merkezi olduğundan onlarca antik kente, farklı çeşitte birçok müzeye ev sahipliği yapmaktadır.
Yakın çevreye bakıldığında ise, Torbalı'da 2 önemli müze bulunmaktadır. En önemlisi önceki yazımızda detaylıca ele alınan ve döneminin en önemli şehirlerinden olan Metropolis Antik Kenti'dir. Dünyaca ünlü, milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan Efes Antik Kenti'ne gidiş yolunun tam da üstünde yer alan Metropolis Antik Kenti, bütün avantajlarına rağmen görmesi gereken rağbetin %10'unu bile görememektedir. Sebepleri oldukça çeşitli olsa da aslında temel sebep, müzelerin sosyal hayata entegrasyonunun bir türlü başarılamamış olmasıdır. Belki de denenmemiş olmasıdır.
Türkiye'de müzeler ortaya çıkarken yalnızca bir ören yeri olarak değerlendirilmektedir. Müze çevresinde yer alan işletmeler de sadece yeme-içme veya hediyelik satışı yapan işletmelerdir. Böylesi bir yere gelecek ziyaretçi profili yalnızca ören yeri hakkında bilgisi olan ziyaretçi profilidir ve bu profildeki kişiler, müze çevresindeki işletmeleri de fahiş fiyatlar sebebiyle tercih etmemektedirler. Bu duruma bir çözüm bulunmadığı taktirde müzeler beklenen ilgiyi göremeyecek, kültür ve tabiat varlıkları hak ettikleri değeri bulmayacaktır. Kültür ve tabiat varlıklarının hak ettikleri ilgi ve kıymeti görmeleri için müze kavramının yeniden tanımlanması ile yeni nesil bir müze anlayışının tesis edilmesi gerekmektedir.
Müzeyi tanımlarken konseptli bir yaşam alanı düşünülmesi gerekmektedir. Tarih ve kültür temalı alanları, tarih ve kültürün ön plana çıkarıldığı sosyal çevreler olarak dizayn etmek gerekir. Sosyal çevrenin inşaası da çağa uygun bir biçimde gerçekleştirilmelidir. Örneğin, Metropolis Antik Kenti civarında Dünya'da neredeyse örneği olmayan bir görsel deneyim merkezi kurularak; Metropolis'in parlak zamanlarında sokaklarında yürümek, dönemin insanlarını ve sosyal hayatı deneyimlemek mümkün olursa, bu benzersiz deneyimin milyonları Metropolis'e çekebileceği açıktır. Devamında ise bu merkeze göre şekillenen işletmeler ve tesislerin hizmete alınarak, müzenin kendine özgü bir ekonomi inşa etmesi sağlanabilir.
Tarih ve kültür varlıklarında ifade edilen konsept uygulanabileceği gibi tabiat varlıkların öne çıkarılabileceği alanların da ortaya çıkarılarak, kendine özgü bir müze olarak kullanılabilmesi mümkün olacaktır. Bu konseptin uygulanabileceği Manisa-Kula gibi çok bilinen örnekler olsa da, bilinen yerlerin şehir merkezine uzaklığı ve ulaşımın zorluğu sebebiyle istenilen ziyaretçiyi çekebilmeleri oldukça zordur. Şehre uzak alanlar yerine şehir merkezine yakın ve tabiat varlıkları yönünden zengin alanların değerlendirilmeleri daha yerinde olacaktır.
Değerlendirilebilecek alanların başında ise Ayrancılar gelmektedir. Çoğu kişi tarafından bilinmese de Ayrancılar ile Yoğurtçular Köyü'nü ayıran bir vadi mevcuttur. Buradan akan bir dere, dere çevresinde oluşmuş bir ekoloiji, yeri bulunamayan taş bir köprü de bulunmaktadır. Vadi, iki taraftan da yamaçlara sahip, vadiyi saran yamaçların tepeleri Akdeniz İklimine has ağaçlarla, bitkilerle birlikte çevrede eşine az rastlanır bir doğal güzelliktir. Geçtiğimiz yıllarda bu bölgede çıkan yangın ve çokça ağacın kesilmesinin sonucunda vadinin bitki örtüsü zarar görmüş olsa da, vadi kısa süre içerisinde toparlanma sürecine girmiştir. Toparlanma sürecinin doğal dokuya uygun olarak desteklenmesi hatta bitki örtüsüne ve toprağa uygun yeni bitkilerin vadiye dikimi gerekmektedir. Akabinde ise aktif bir koruma uygulanmalıdır. Bu korumanın ise vadi etrafına set çekmekle, dört bir yanına Orman Muhafaza gücü yerleştirmekle gerçekleşemeyeceği açıktır. Bunun yerine az önce ifade edilen yeni nesil müze anlayışının uygulandığı bir Doğa ve Botanik müzesinin Ayrancılar'a kurulması bir çok açıdan daha faydalı ve etkili olacaktır.
Peki, Ayrancılar'a kurulacak bir Doğa ve Botanik Müzesi nasıl olmalıdır? Ayrancılar'daki sosyalleşme sorununu da düşündüğümüzde, muhtemel müzeyi 70.000'den fazla Ayrancılarlı'nın sosyalleşmesi için avantaja çevirmek gerekir. Doğal dokuya zarar vermeyecek şekilde müze olarak korunmaya alınacak vadi çevresine, kafeterya ve dinlenme alanı, macera parkuru, tırmanma duvarı, Ayrancılar'a adını veren ayranların ikram edildiği Yörük Çadırları, Anaokulu ve İlkokul çağındaki çocukların doğayı öğrenebilecekleri ve ilk kez doğayla buluşabilecekleri eğitim-uygulama alanları, üniversitelerin ziraat ve botanikle ilişkili bölümlerine tahsis edilecek araştırma ve geliştirme alanları, yürüyüş parkurları ve doğa yürüyüşü rotaları, betornarme kullanılmaksızın yapılan doğal ve dönüştürülebilir bungalov evleri başta olmak üzere yeni nesil bir müze bölgesi aslında bütün şehrin ihtiyacıdır. Bunun yanısıra, müzenin merkezi yani müzenin asıl kısmı için de üniversitelerin ilgili bölümlerinin koordinasyonunda, bakanlıklarla çalışılarak Türkiye'de ve bölgede eşi olmayan canlı bir ekoloji teraryumu kurulabilir. Bu ekolojik teraryum içinde Endemik ve Koruma altındaki türlerin de dahil olacağı her biri tek tek etiketlenmiş bitkilerin bulunduğu bitki müzesinin yanı sıra Ilıman iklim bitkileri ve İç mekan süs bitkileri serası, uygulama seraları, sucul bitkiler göleti, kaya bahçesi ve Yosun bahçesi yer alabilir.
Sizce, Ayrancılar'da, yeni nesil müze anlayışına uygun olarak, nasıl bir müze kurulabilir?
