1-Ayrancılar'a nasıl yerleştiniz? Ayrancılarda hayat ve yaşam koşulları hakkında bildiklerinizi anlatırmısınız?
1935 yılında Denizli Tavas'a bağlı Ovacık Köyü'nde doğdum. Annem ve babam amelecilik yapıyordu. 1945 yılında Denizli'den iş sahasının çok geniş olduğu Ayrancılar'a göç ettik. Arazi alanları çok genişti. Yer altı su kaynağı buluna çevredeki tek yerdi. Dolayısıyla tarım için her şart uygundu. O zaman araçlar yaygın olmadığından merkeplerin sırtında eşyalarımızı taşıdık. Yaşam tabi ki şimdiki kadar kolay değildi. Develerle, atlarla, merkeplerle ticaret yapılır, bir yerden bir yere yayan gidilirdi. Ayrancılar'dan geçen İzmir-Aydın Karayolu çok küçük ve döşeme taştan yapılmıştı. O zaman asfalt yoktu.
Çocukken bu yolun kenarına oturur akşama kadar geçen araçları sayardık. Hatırladığım kadarıyla bir günde sadece altı adet motorlu araç geçmişti. Ayrancılar'da biz geldiğimizde okul yoktu. Dönemin başbakanı Adnan Menderes tarafından 1946 yılında okulumuz açıldı. Büyük törenler düzenlendi. Cami ile okul binası arasına dev Türk bayrakları asıldı. Okulumuz şimdiki Ayrancılar İlköğretim Okulu bahçesindeki lojmandı Büyüklerimizden dinlediğimize göre orası Rum beyleri tarafından yaptırılmış.

Dönemin efelerinden olan Çakırca'lı Mehmet Efe, zengin beylerden çeşme, köprü, okul binaları yaptırmak için para toplarmış. Rum beylerine de para göndermeleri için haber yollamış. Ancak onlar para göndermemişler. Çakırca'lı Mehmet Efeden korkan Rum beyleri, aralarında para Korunma amaçlı yapıldığı için çok sağlam bir binadır. Çakırcalı Mehmet toplayarak bu binayı yaptırmışlar. Efe bir gün tebdili kıyafetle Triyanda'ya gelmiş. Rum beylerinin evine, çoban olarak iş arayan biri gibi girmiş. Beyler konuşmak için efeyi içeri alınca üzerindeki çoban kıyafetinin altından zeybek elbisesini görmüşler ve onun Çakırca'lı Mehmet Efe olduğunu anlamışlar. İçlerinden birisi korkudan kalp krizi geçirerek ölmüş. Çakırca'lı bir müddet Triyanda'da kaldıktan sonra buradan ayrılmış.

Büyüklerimizden bu hikâyeyi çok dinlerdik. Daha sonra burası okul binası olarak kullanılmaya başlandı. Ayrancılar köyünün ilk kurulduğu alan, kapalı pazar yerinin üstündeki eski mezarlığın bulunduğu yerdir. Leblebici Mehmet Yıldırım bu köyün temelini atan kişidir. Kurulmasında çok büyük emeği vardır. Tabi ki o zaman taş ve kerpiç yapılar yoktu. Evler genelde hayıttan örme, üzeri sazla örtülmüş yapılar şeklindeydi. Ayrancılar çevrede en çok rağbet gören yerdi. Arazi yapısı, tarım alanları, suyu, havası, merkeze yani İzmir'e yakın olması bunda en önemli etkendi. O zaman Türkiye'nin en güzel yeri Ege, Ege'nin en güzel yeri de Ayrancılar denmekteydi. Köyün yerli halkı genelde Yoğurtçular'dan göç eden yörüklerdi. Daha sonra ilk olarak Konya'lılar geldi. Onları Afyonlular ve Denizli'ler takip etti. Yerli halk ilk önceleri dışarıdan gelen bu halkı benimseyemedi. 1960'lardan sonra bu durum yavaş yavaş ortadan kalktı.
Dışandan gelenlerde Ayrancılar'da söz sahibi olmaya başladılar. Ticarette yükseldiler, toprak sahibi oldular, muhtarlık yaptılar. Artık herkes kendisini Ayrancılar'lı olarak görmeye başladı. Burada sanayi olmadığı için halkın tamamı çiftçilikle uğraşırdı. Bunun içinde toprak çok önemliydi. 1945 yılın da devlet, toprakları kişi başına 5'er dekar olarak dağıtmış ve üç köy tüzel kişiliğine devretmişti. Halkta bu topraklar için cüzi bir miktarda para ödeyerek tapularını üç köy tüzel kişiliğinde almaya başlamıştı.

Ancak para ödemek istemeyen bazı kişiler kargaşaya neden oldu. Bunun üzerine devlet tapulara el koyarak arazileri tekrar hazineye devretti. Bu sorun günümüze kadar geldi ve üzerinde oturduğumuz, babalarımızda dedelerimizden kalan yerlerin tapularını alamıyoruz ve işgalci durumunda görünüyoruz. Son olarak Ayrancılar'in bu sorunlardan en kısa zamanda kurtulmasını ve insanların haksız olarak işgalci konumunda gösterilmesi gibi büyük bir yanlıştan dönülmesini temenni ediyor, herkese saygılar sunuyorum.
