1-Kendinizde bahsedermisiniz ?
1932 yılında Yoğurtçular köyünde doğdum. 10 yaşımdayken annem ile beraber Ayrancılar'a yerleştik. Annem Hacı Mustafa bey ile evlendi. Gülerler sülalesi olarak köklü bir aileyiz. İlk geldiğimizde 30-40 hane vardı burada. Genelde sazlık evler vardı. Okul da yoktu. O yüzden okumadım. Daha sonra Ayrancılar'da Rumlardan kalan şimdiki Ayrancılar İlköğretim Okulu bahçesindeki eski binada okul açıldı. Burası tam bir iş sahasıdır. Her türlü iş alanı mevcut, bu yüzden nüfus olarak Türkiye'nin her yerinden insan var. Yoğurtçular'dan gelenler burayı sulak olduğu için ve arazi alanları çok geniş olduğu için tercih ettiler. Çalışma amaçlı gelenler bile daha sonra ailelerini buraya getirerek yerleştiler. Necip Baba yokuşu eskiden çamur deryasıydı. Sürekli araçlar orada mahsur kalırdı. Bizde dedemin mandalarıyla araçları çekerek çamurdan kurtarırdık. Ayrancılar'ın içi çamur deryasıydı. Bir yere giderken yolun kuru olan kenarlarından yürürdük. Asfaltın alt kısmı bataklıktı. Bataklıklar sürülerek, üzeri doldurularak kurutuldu ve halk tarafından ekimi yapıldı. Nüfus gün geçtikçe çoğalıyordu. İnsanlar kalabalıklaştıkça 1970'lerde muhtarlıktan belediyeye geçiş için başvuru yapıldı. Ancak dönemin iktidarı tarafından olumsuz rapor düzenlenerek bu başvuru geri çevrildi. Aynı dönemde Yazıbaşı ve Pancar belediye olduğu halde Ayrancılar, köy olarak kalmıştır. 1989 yılında tekrar referandum yapıldı ve belediye olması kabul edildi. 1991 yerel seçiminde Ayrancılar Belediye olarak faaliyete başladı.
2- Antikacılığa nasıl başladınız?
Eskileri biriktirme âdetim vardı. Her insanın geçmişten bir şeylerde anısı vardır diyerek toplayıp satmaya başladım. Toplaya toplaya büyük bir hazine meydana geldi. Şimdi bütün topladıklarımı bir odada muhafaza ediyorum.
Zaman zaman televizyoncular gelerek görüntü alıp belgesellerde kullanıyorlar.
