Öngörülemez ve Engellenemez Göç
Her dönemde ortaya çıkan, olumlu veya olumsuz her türlü değişimin ve gelişimin, en önemli sebeplerinden biri nüfus hareketleridir. Dünya tarihinde insanın var olduğu günden bugüne kadar gerçekleşen ve tarihin akışını değiştiren olayların pek çoğu, nüfus hareketleri sonucunda ortaya çıkmıştır. Çünkü, nüfus hareketi olarak ifade edilen olay, aslında, insan hareketidir ve insan, hareket ederken, sahip olduğu bütün değerlerle birlikte hareket eder. İnsan yer değiştirirken, kültür de yer değiştirir. İnsan hareket ederken, sosyoloji sabit kalamaz. Her hareket kendisi ile birlikte birçok sonucu da taşır. Beklenmeyen hareketlerin, sonuçları öngörülemez. Tahmin edilebilir olan hareketlerin sonuçları ise büyük ölçüde öngörülebilir durumdadır. Göç olarak ifade edilen olgu da, Türk Dil Kurumunca “Ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi” olarak; yani nüfus hareketi olarak tanımlanmaktadır. İnsanlık, yaşamanı sürdürebilmek amacı ile hep hareket halinde olduğundan; göç, insan hayatının değişmez gerçeklerinden biridir.
Tarihin erken çağlarında iletişim kaynaklarının sınırlı olması başta olmak üzere pek çok nedenle göç öngörülebilir olmaktan çok uzaktı. Yüzyıllar önce Orta Asya Bozkırlarında yaşayan atalarımızın en önemli geçim kaynaklarından biri hayvancılıktı. Hayvancılık için hayati gereklilik, hayvanların beslenebilmeleri için geniş otlaklar bulunmasıydı. Bozkırı kuraklık vurduğunda göç şart olurdu. Kuraklık baş gösterince, Atalarımız yeşil diyarlara göçe başlar; aradıkları mümbit toprakları bulana kadar at sürerlerdi. Bu durum hep böyle olmuştu. Devletleri olduğunda mümbit topraklar bulmak ve yerleşmek kolaydı. Fakat, M.S. 375 yılında hem devletleri yıkılmış hem de bozkırı yakıcı bir kuraklık ele geçirmişti. İçinde bulundukları durumdan kurtulabilmek için çok uzaklardan haberini aldıkları mümbit topraklara doğru hareket ettiler. Hareket ettikleri topraklarda dünyanın bin yıllık egemen gücü Roma İmparatorluğu vardı. Roma, devasa şehirleri, Avrupa ve Anadolu’yu kapsayan geniş yol ağı, imparatorluğun dört bir yanından topladığı askerleri ve sonraki yüzyıllar için bile standart kabul edilebilecek devlet yönetim mekanizması ile rakipsiz bir süper güçtü. Kendi içindeki krizlerini, yozlaşmışlığını, iç savaşlarını ve taht mücadelelerini saymazsak, karşılarında çok ciddi bir tehlike yoktu. Yalnızca Doğu’dan gelebilecek belli insan gruplarının haberini almışlarsa da; Roma için büyük bir sorun teşkil etmeyeceğini düşünüyorlardı. Kısıtlı haber kaynaklarıyla aldıkları bilgilerin yeterli olmadığını anladıklarında iş işten geçmişti. Öngöremedikleri bir nüfus hareketi sonucunda devletleri Batı ve Doğu olmak üzere ayrılmak zorunda kaldı. Batı Roma tutunamadı ve parçalandı. Avrupa kökten değişmeye başladı ve bir çağ kapandı. Öngörülemez bir nüfus hareketi, tarihin akışını değiştirmişti. İlerleyen yüzyıllarda artan iletişim sonucunda, Dünya’nın artık daha küçük bir yer olmaya başlamasıyla tam tersi örnekler de ortaya çıkmaya başladı. Bu örnekler arasında en önemlilerinden biri ise, hiç kuşkusuz, Amerika Birleşik Devletleri olmuştur. Yeni bir yerleşim yeri olarak ortaya çıkan kıtanın sömürülmesi, Kıta yerlilerinin acımasızca katledilmesi gibi acıların sonunda Kıta’da büyük bir boşluk ortaya çıktı. Bu boşluk ise insan boşluğuydu. Kıtada, kıyılara sıkışmış bir nüfus vardı; Kıtanın geri kalanında ise halen el değmemiş topraklar. A.B.D bu dönemi değerlendirirken kendisini bir fırsatlar cenneti olarak pazarladı. Hareket eden nüfusları, planlı biçimde yerleştirdi. Altyapıları kademeli olarak yerleşim yerlerine entegre etti. Bugün bildiğimiz anlamda Amerika’nın temellerini attı ve tarih sahnesinde yerini aldı. Çünkü, elindeki imkanlarla nüfus hareketlerini öngörebildi hatta teşvik etti. Öngörüsüne göre hazırlandı ve sonucunu aldı.
Tarihte çok büyük örneklerden yola çıkarak öngörülebilir göç kavramı üzerine düşünerek, genel bir perspektif çizdiğimize göre; şimdi gözlerimizi kendi evimize çevirelim ve Ayrancılar’a bakalım. Ayrancılar, iki gündür yayımlanmakta olan “Ayrancılar Tarihi” serimizde de göreceğiniz üzere; göçlerle kurulmuş bir yerleşim yeridir. Yani, varlık sebebi göçtür. Göç olmadan Ayrancılar’ın büyümesi ve gelişmesi zordur. Göç konusunu düşünürken bunu da akıldan çıkarmamak gerekir. Göç, şeytanlaştırılacak bir kavramdan çok; değişimi ve gelişimi getirebilen bir olgudur. Bu noktada üzerinde hassasiyetle durulması gereken mesele, öngörülebilirlik meselesidir. Ayrancılar’ın göç alması öngörülebilir bir olgu mudur? Bu sorunun cevabını daha sağlıklı verebilmemiz için bazı veriler ışığında değerlendirme yapmak gerekmektedir. Neredeyse 20 yıllık bir zaman dilimine baktığımızda, bir yerleşim bölgesi olarak, Ayrancılar nüfusunun 1997 yılında 6.237’den, bugün 60.000[1]’lerin üzerine çıktığını görmekteyiz. Bunu bir kenara bırakıp düzensiz göçün sonuçları üzerinden bir değerlendirme yapmak gerekirse; öngörülemez göçün, çağımızdaki en önemli sonuçları: “ 1- Yatırım Düzensizliği, 2- Yol, Su, Elektrik ve Doğalgaz Sorunları, 3- Eğitim Kurumlarının Yetersizliği, 4- Yerel Yönetim Hizmetlerindeki Aksaklıklar” olarak düşünülebilir. Ayrancılar özelinde bu 4 başlığı incelediğimizde, her birimiz en az 2 başlığın öne çıktığını düşünebiliriz. Öyleyse, az önceki sorunun aksini düşünelim; Ayrancılar’ın göç almasını, öngörülemez midir? Aslında bu olgu öngörülebilir olmanın ötesinde, geçmişte teşvik edilmiş bir harekettir. 2009 yılına kadar Ayrancılar’da yapılan çalışmalarda, yazılı ve görsel medyaya verilen demeçlerde; Ayrancılar, göçü adeta istemiştir. Çünkü, Ayrancılar, o tarihlerde, bu göçü belirli bir seviyeye kadar kaldırabilecek altyapıya sahiptir, çeşitli yatırımlar almaktadır, ilk lisesini açmıştır, Doğalgaz altyapısını beklemektedir. Yani, ifade ettiğimiz yıllarda, Ayrancılar göçü öngörebilmiştir. Peki 2023 yılında fark nedir?
[1] TÜİK, https://data.tuik.gov.tr/Kategori/GetKategori?p=Nufus-ve-Demografi-109.
